Başbakan ben olacağım!

17/05/2016 § Yorum bırakın

Türkiye yeni Başbakanını, pardon Reis-i Cumhur’un belirleyeceği / belirlediği düşük profilli, formalite icabı “işbaşına” gelecek olan Başvekilini bekliyor. Kulisler, sözde eğilim yoklamaları, kapalı zarflar falan filan, sizin anlayacağınız olaylar olaylar!

55 milyon seçmen doğrudan bu tartışmanın içinde, ancak yüzde 49,5 oy almış bir Başbakan’ın dandik bir blog yazısıyla düşürülmesini tartışmıyor; “Kim Başbakan olabilir, olmalı, olacak”ı tartışıyor. Reis ne derse o!

Aslında 55 milyon Başbakan var Türkiye’de, bizim bakkal Nuri bile utanmasa “Beni Başbakan yapın” diyecek. Bu 55 milyonun dışında kalan sokaktaki çocuklar dahi Başbakan olmak istiyor. Herkes yönetime talip; sokakları süpürmek, çöpleri toplamak isteyen hiç yok. Oysa bu işleri yapacak insanlara daha çok ihtiyaç var, yoksa hastalıktan telef oluruz, o zaman politika sizi kurtarmaz. Kimin umurunda, ben “baş” olacağım, Başbakan ben olacağım!

« Read the rest of this entry »

Absürtlükler âlemi – En iyisi uyumak!

06/05/2016 § Yorum bırakın

Bu dünyada, bu toplumda 5 dakika iyiden iyiye düşünüp de aklını atacak duruma gelmeyenin vicdanı yoktur! Mâlûm-i âlîniz zombi filmleri moda oldu, modern birey, toplum, insanlık toptan zombi olmuş zaten, filme ne gerek var, dışarıya çık yahut sosyal medyaya gir her gün seyret!

Cahillerin cehaletinin âlimlerin ilmine galebe çaldığı bir ülkede dikiş tutacak herhangi bir sökük yahut yırtık kalmamıştır, işin kötüsü bu elbise artık yama da tutmaz. Evlerinize kapanın, bir ağacın kovuğuna sığının, bir mağarada inzivaya çekilin, cahiller için kendinizi heba etmeyin. Cahil, cahil olduğunu bilmediği zaman âlimlik taslar, âlimlik taslayan cahil âlim olamaz ama cehaletinin farkında olan cahilin âlim olması ihtimal dâhilindedir. Güzel yurdumda cehalet açık ara önde gidiyor.

Ne kadar “okur” ve “sever” insanlar var, “falan okurları”, “filan severler”, elinizin körü! Memleket bu halde olduğuna göre ya başka bir tarafıyla okuyor ya da yanlış insanları seviyor millet.

« Read the rest of this entry »

Beşerî aşk; aşk değil işkence mübarek

28/04/2016 § Yorum bırakın

Hemen belirtmiş olayım; başlıktan da anlaşılacağı üzere yazının konusu ilahî aşk değil, beşerî aşk; ulvî değil, denî, süflî bir şeyden söz ediyoruz sizin anlayacağınız.

Aşk… İnsanlığın tarih boyunca içinden çıkamadığı labirent… Çeşitli şekillerde tanımlanmaya çalışılmış aşk ama hep bir yanı eksik kalmış tanımların. Herkes kendi bakış açısından değerlendirmiş meseleyi doğal olarak. Kimi acı çekmektir demiş aşk için, kimi de karşı cinse duyulan derin sevgi şeklinde ifade etmiş onu. Kimi tinsel bir şey olarak nitelendirmiş, kimi de materyalizmin doruklarına tırmanıp beyindeki kimyasal değişim olarak izah etmiş, basit bir hormonal durum olarak yani.

Realist olmak lazım biraz. Her ne olursa olsun, her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın, insanlığın yaşadığı tecrübeler şunu gösteriyor ki aşk denen şeyin sonunda iki kalpten biri kırılır genellikle. Yani birtakım sakat durumlar söz konusudur aşkta. Onun için yaş tahtaya basmamak lazımdır.

« Read the rest of this entry »

Hz. Resulullah’a “fakir” demek caiz olmaz!

21/02/2016 § Yorum bırakın

Dünya mayınlı bir arazidir, mayınlı oluşu imtihana mebnidir, ahiret yolcusu insan bu mayınlı araziyi sağ salim geçtiği takdirde imtihanını bihakkın vermiş olacaktır. Üzerinde ahirete doğru yol aldığımız bu arazi dört mayınla döşelidir: Servet, şehvet (karşı cinse duyulan şiddetli arzu anlamında), şöhret ve riyaset. Bu dört mayının tahrip gücü son derece yüksektir, herhangi biri, üzerine basanın ahiretini havaya uçurur. Nefs, dördüne de teşnedir. Dolayısıyla dünya denen mayınlı araziyi sağ salim geçebilmek için nefs terbiyesi-tezkiyesi şarttır.

Bu faninin bu seferki tefekkürü hubb-i servet (servet sevgisi veya zenginlik arzusu) üzerine; o servet sevgisi, o zenginlik arzusu ki, üzerine basan nicesinin ahiretini berhava etmiştir. Kur’an, bu hususta Karun’u emsal gösterir, kıssası ibretliktir. Hazır söz açılmışken; Firavun, Karun ve Samiri hiç ölmezler, nefislerde yaşarlar, her insan potansiyel bir Firavun, Karun ve Samiri’dir, meğer ki, irfan sahibi ola.

Tasavvufun büyük isimlerinden İsmail Hakkı Bursevî, Kitâbu’l-Envâr’ında Hz. Resulullah’ın servet hususundaki tutumunu, örnekliğini, yanı sıra hakiki anlamda fakirliği ve zenginliği ilim-irfan ehline yaraşır şekilde izah etmiştir. « Read the rest of this entry »

Modern bedeviler, gökdelen ormanları ve TOKİ kümesleri

07/02/2016 § Yorum bırakın

Büyük filozof tarihçi İbn-i Haldun’un veciz bir biçimde formüle ettiği şu hakikat, konumuzun temelini teşkil etmekte: “Mağluplar, galipleri taklit ederler.”

Vakıa, İslam Âlemi, Batı Uygarlığı karşısında mağlup oldu. I. Dünya Savaşı’nın sonunda imparatorluklar çağının sona ermesiyle birlikte medeniyetimiz tarih sahnesinden çekildi, coğrafyamız güç merkezi olmaktan çıktı. İşin aslı, Tanzimat’tan I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar Osmanlı siyasî ve askerî bir güç olarak bir şekilde ayakta kaldı, ancak bu dönemde tek başına güç merkezi teşkil ettiği günleri çoktan geride bırakmış bulunuyordu. Artık zaman aleyhimize dönmüştü ki, an itibariyle de aleyhimize işlemektedir.

Osmanlı’da başlayan, Cumhuriyet döneminde de devam eden modernleşme hareketi, mağlupların galipleri taklit etme sürecidir aslında. Modernleşme süreci hastalığı tedavi etmemiş, bilakis daha da azdırmış, modernleşme maceramız kendimizden başka her şeye benzememize yol açmıştır; zira modern Müslüman zihin, Batı taklitçiliğiyle maluldür.

« Read the rest of this entry »